İNSAN


Üniversiteye başladığımda girdiğim ilk dersin ilk cümlesi; “insan, biyolojik, psikolojik ve sosyal bir varlıktır”. Tek bir cümle… Peki, insanı tanımlamak bu kadar kolay görünürken onu gerçekten anlamak da bu kadar kolay mıydı?


Bireysel psikolojinin kurucusu Alfred Adler, insan doğasını anlamanın, bunu amaç edinen kişilere belli bir alçakgönüllülük sağladığını ve insanı ele alıp onu tanımlarken fazla cüretkâr olmamak gerektiğini söyler. Zira insan karmaşık bir canlıdır. Bir cümleyle açıklamış olduğumuz bu canlının her bir öğesi kendi içerisinde yüzlerce parçaya ve bu parçalardan oluşan anlamlı bir bütüne sahiptir. Evet, insan biyolojik bir canlıdır; ortalama 7 litre kandan, 78 farklı organdan, 206 parça kemikten, 90 milyar nörondan, 40 trilyon hücreden oluşan. İnsan psikolojiktir, id, ego, süperego, bilinç, bilinç öncesi, bilinç dışı ve daha birçok dinamikten oluşan. İnsan sosyolojiktir, anne rahmine düştüğü andan itibaren ve hayatı boyunca kurduğu sayısız ilişkilerden oluşan. Tüm bu parçalar bir araya geldiğinde gözümüzde canlanan bir insan formudur. Ve ilginçtir ki sadece zihnimizde bir insan canlandırmak istediğimizde bile hepimizin aklında canlanan “insan” birbirinden farklıdır.


Meseleyi dışarıdan bir gözle bakarak değil de bizzat kendi varlığımızdan yola çıkarak ele alalım. İnsan olarak kendimizi ne kadar tanıyabiliyoruz, kendimizi tanımlarken ne kadar objektif olabiliyoruz? “Issız bir adaya düşsek yanımıza alacağımız 3 şey”, “kendini 3 kelime ile anlatacak olsan…”denildiğinde vereceğimiz cevaplar,” tek bir dilek hakkını sağlayacak o sihirli değneği ne için kullanacak olmamız” ve bu gibi varsayımsal muhabbetlerde takınacağımız tavırlar… Bunlar tek başına bizi tanımlamaya yeter şeyler mi?


“İnsanın varlığı, dünya içinde varlıktır; insan soyut bir şey değil, gelişimde olan somut hayattır, yaratıcı olan hayattır” der Martin Heidegger. Bu sözüyle insanın varoluşunu ve sürekliliğini vurgular. Bir insanın ömründe bebeklik, çocukluk, ergenlik, yetişkinlik, yaşlılık dönemleri; her bir dönemin kendine has gelişim görevi, güzelliği, zorluğu, inişleri, çıkışları vardır. Zaman içerisinde acı tatlı deneyimler ile farklı evrelerden geçen insan bu yüzden sürekli bir etkileşim ve değişim içerisindedir. Yaşamı boyunca her gün binlerce düşünce aklından geçer, onlarca insanla iletişime girer, okur, görür, öğrenir ve tüm bu birikim onun hayat hikâyesini oluşturur. Yine aynı düşünür, “hayat bir hikâyedir ve bir insanı sevmek, onun hikâyesini sevmektir” der. Bir insanı tanımak da öylesine… Hikâyeyi tanımak gerekir. Zaman ister, emek ister, hoşgörü ve alçakgönüllülük ister. Matematiksel bir formülü yoktur insanı tanımanın, onu anlamanın. Kesin hükümlere varmak imkânsızdır çünkü görecelidir insan, katmanlıdır, derindir ve her zaman gizemli bir yanı vardır öngörülemeyen. İncelik gerektirir, sabır gerektirir, objektif bir bakış açısı gerektirir.


Psikolojik Danışman Esra Dilan KUZU


KAYNAK; Alfred Adler, İnsan Doğasını Anlamak; Martin Heidegger, Varlık ve Zaman(1), Metafizik Nedir(2).


18 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
İletişim
  • Instagram
Son Yazılarım
Site Haritası

© 2020. Onur BIYIK tarafından yapılmıştır.