Bağlanma ve İnsan İlişkileri




İnsanın başkalarıyla kurduğu her türlü iletişim insan ilişkilerini meydana getirir. Bağlanma dediğimiz kavram ise kısaca; bireyin diğerleri ile yakın ilişki kurma eğilimi olarak ifade edilebilir. Bağlanmanın temelleri bireyin bebeklik dönemine dayanır. Bebeğin annesi ile kurduğu o ilk iletişim ve bebeklik dönemi boyunca gelişen bebek-anne ilişkisi bireyin bağlanma stilini etkiler. (Bağlanma stillerine birazdan değineceğiz.)


Bağlanma üzerine çalışmalar gerçekleştiren Ruth Horowitz, “Yetişkinlik dönemindeki bağlanma şekillerimiz erken dönem yaşantılarımızla şekillenir” der. Onun bu görüşü, diğer psikoloji kuramları tarafından da desteklenir. Örneğin Psikanalitik yaklaşımın kurucusu Sigmund Freud, bebeklerin, oral (ağız yolu ile) doyum sağlayan obje veya kişiye bağlandıklarını öne sürmüştür. Birçok bebek için bu çoğunlukla onu besleyen annedir. Freud’un psikoseksüel gelişim evrelerinin ilk basamağı olan oral dönemde bebeğin haz kaynağı anne memesi olmakla birlikte bebeğin temel gereksinimini karşılayan anne bu dönemde bebekle en güçlü bağlara sahip kişidir. Freud’un; “Anne sadece meme veya biberon veren kişi değildir. O aynı zamanda “anlamlı ifadelerin temsilidir” cümlesi onun bu görüşünü özetlemektedir. Oral dönemin sağlıklı şekilde atlatılması sonraki evreler için sağlam bir temel oluşturacaktır. Aksi halde bu dönemde anne ile bağ oluşturamayan bebek, ileriki yaşantısında oral dönem saplantıları ile karşılaşılacaktır. Sigara bağımlılığı buna örnek verilebilir.

Psikososyal gelişim kuramını oluşturan Erik Erikson’a göre ise; fiziksel rahatlık bebeğin gelişiminde önemli bir role sahiptir. Erikson’un gelişim kuramında yaşamın ilk yılını ‘temel güvene karşı güvensizlik dönemi temsil eder. Ona göre bu dönemde, fiziksel rahatlık ve iyi bir bakım, bebeklerde temel güvenin yerleşmesinde anahtardır. Bebeğin güven hissi bağlanmanın temelidir ve dünyanın bulunmak için iyi ve hoş bir yer olduğuna dair ömür boyu bir beklentiyi içerir.

Temel psikoloji kuramlarının ışığında John Bowlby, yaptığı çalışmalar sonucunda bağlanma kuramını ortaya çıkarmıştır. Kendisi, 1907 doğumlu İngiliz çocuk psikiyatristi ve psikanalisttir. Çocukluğunda ebeveynleri ile neredeyse hiç görüşmemiştir. Bakıcısının ise onu 4 yaşında terk etmesi ve 7 yaşında yatılı okula verilmesi ile birlikte bu durum Bowlby’nin erken dönem yaşantılarında travmalara neden olmuştur. Yaşantılarının da etkisi olmuş olacak ki Bowlby 1950’lerin başında “Annelik Bakımı ve Ruh Sağlığı” adında bir rapor yayımlar. Bu rapor dönemin çocuk gelişimi alanındaki anlayışında devrim niteliğinde bir etki oluşturur. Çünkü Bowlby, bu raporunda o dönemin yaygın inanışı olan ‘şefkatin çocuğu şımartacağının’ aksine “Kemiklerin gelişimi için D vitamini nasıl gerekliyse doğru bir kişilik gelişimi için de anne bakımının gerekli” olduğu fikrini savunmuştur. Bowlby, yaptığı çalışmalarda anne bakımının önemine dikkat çekerken bu şekilde bir bakımdan mahrum kalan çocukların ilerleyen yıllarda onları ne gibi durumların bekleyeceğini merak eder ve çalışmalarının sonucunda bağlanma stillerini şu şekilde ele alır; güvenli, kaygılı, kaçınan, bağlanmamış.

Yetişkinlik döneminde ise bu stiller Horowitz tarafından geliştirilmiştir ve bağlanma stilleri; güvenli bağlanma, kayıtsız bağlanma, saplantılı bağlanma ve korkulu bağlanma stilleri olmak üzere dörde ayrılmıştır. Güvenli bağlanan bireylerin benlik algısı da çevre algısı da pozitiftir, kendisine ve çevresindekilere eşit değer verir. Kayıtsız bağlanan bireyler kendilerini değerli bulurken diğerleri onlar için önemli değildir. Saplantılı bağlananlara göre ise kendileri haricinde herkes değerlidir. Korkulu bağlanan bireyler için ne kendisi ne de diğerleri değerlidir.

Bağlanma kavramını her ne kadar kuramsal çerçeve dahilinde ele almaya çalışsam da konu ile ilgili literatür oldukça geniştir. Değinmiş olduğum bilgiler ışığında özetle; insan ilişkilerinde bireylerin ilişkiye yönelik tutum ve davranışları bebeklik döneminde gelişen ebeveyn-bebek ilişkisinin niteliğinden etkilenmektedir. Fakat bireyin bağlanma stilinin yetişkinlikteki ilişkilerini tamamen şekillendirmesi de söz konusu değildir. Örneğin bebeklik döneminde güvensiz, kayıtsız ya da korkulu bağlanma stilini geliştirmiş bireyi ele alalım. Bağlanma yaklaşımından dolayı kurmuş olduğu ilişkilerde doyum sağlayamaması ya da sağlıksız ilişkiler kurması olasıdır. Fakat birey, kendisinin bağlanma stiline dair farkındalığı sağladığında ilişkilere karşı geliştirdiği otomatik tutum ve davranışlarını kontrol edebilecek, sebepler ve sonuçlar arasında bağlantı kurabilecek ve bu farkındalıkla dilediği takdirde değişime kapı aralayabilecektir.


Psikolojik Danışman Esra Dilan Kuzu


Kaynakça; John W. Santrock,Yaşam Boyu Gelişim,Prof. Dr. Galip Yüksel (Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık,2016). Owen HEWİTSON, “Annenin Yokluğu”, Ç: Merve Erdoğdu. (Libido Dergisi, 11 Temmuz 2017). Selin SALMAN-ENGİN, Nebi SÜMER, Ece SAĞEL ÇETİNER, Ezgi SAKMAN. “ANNE VE BABALARIN ORTAK EBEVEYNLİK DAVRANIŞ VE ALGILARININ ROMANTİK BAĞLANMA İLE İLİŞKİSİ.”DTCF Dergisi 59.1 (2019): 717-741.

60 görüntüleme1 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

İNSAN